x

Atilla UYANIK Resim Galerisi

Anketler

Sayfamıza Nasıl Ulaştınız
 
Finansal kriz-Vergi PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı.   
Salı, 01 Eylül 2009 17:38
 

FİNANSAL KRİZLER VE  UYGULANAN VERGİ POLİTİKALARININ   EKONOMİK SÜREÇ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ  

Dr.  Atilla UYANIK (*[1])

 1.   GİRİŞ Bilindiği gibi vergilendirme gerek teori gerekse de uygulama açısından kavram olarak  oldukça  geniş uygulama alanı bulmaktadır. Vergileme, gelir dağılımı dengesizliğini giderme, yatırımların bölgeler arası dengeli dağılımı ve dış ödemeler bilançosunun denkliğini temin ile enflasyonun önlenmesi gibi çok değişik amaçlarla kullanılabildiği kadar ekonomik istikrarı sağlamada da önemli bir fonksiyona sahiptir. Verginin, mali düzeyin ötesinde, “ekstra-fiskal fonksiyonları” da  kapsaması; vergi hukukunun oluşum şekli ve içeriği üzerinde ekonomik ihtiyaçlar ve politikalar ile gelişmelerin de etkili olmasına ve müesseselerin yön kazanmasına neden olduğu kadar; ülke ekonomisinde yaratacağı etkilerle ekonomik krizlerin önlenmesinde veya ortaya çıkan krizlerin giderilmesinde de önemli bir araç olma özelliğini ortaya çıkarır.   Ancak, vergilendirmede iki farklı işlev söz konusudur. Bunlardan birincisi verginin aynı zamanda  bütçe gelirinin çok önemli bir kalemini iht4a etmesi nedeniyle, bir yandan vergi gelirlerinin artırılma  ihtiyacı söz konusu iken, örte yandan ekonomik canlanmanın sağlanması için gerçek ve tüzelkişiler üzerindeki vergi yükünün azaltılması gerekmekte olup, bu husus aynı zamanda bir zıtlık olarak karşımıza çıkabilmektedir.  Diğer taraftan herhangi bir şekilde kayıt dışı kalmış varlıkların ekonomiye kazandırılması amacıyla iki taraflı bir katkı sağlanabilmektedir.  Hem devlet gelirlerinin artırılması hem de varlıkların kazanımı ve kullanımına olanak teşkil eden  gelir artırıcı uygulamalar ile de bu sürece katkıda bulunabilmektedir. Buna en iyi örnek olarak 5811 sayılı “BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI  HAKKINDA KANUN” gösterilebilir[2]. Kanunun 1’inci maddesinde amacı;   gerçek ve tüzel kişilere ait olup yurt dışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının ekonomiye kazandırılması ve taşınmazların kayda alınması ile yurt içinde bulunan ancak işletmelerin özkaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkların sermaye olarak konulmak suretiyle işletmelerin sermaye yapılarının güçlendirilmesini sağlamaktır” şeklinde tanımlanmıştır.  Dolayısıyla bu uygulama ile hem söz konusu amaç gerçekleşmiş olacak, hem de  detayları aşağıda  belirtilen % 2 ile % 5 oranında önemli bir vergi geliri sağlanacaktır.  Zira bütçe açıklarının azaltılması ve denkliğin sağlanması ya vergi gelirleri ya da borçlanma ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla bu araçlardan birinin azaltılması diğerinin artmasını gerektirmektedir.  Bu durumda uygulanacak vergi politikasının mevcut durumun çok iyi analizinin yapılmasına bağlı olduğu muhakkaktır.  Dolayısıyla uygun vergi politikalarının söz konusu piyasa içerisinde arz ve talebi olumlun yönde etkileyerek, tasarruf ve yatırım kararlarına olan etkileri gerek teorik açıdan gerekse de uygulama açısından yeterince değerlendirilmesine bağlı olacaktır.    2. EKONOMİK KRİZLER VE VERGİ  Ekonomik krizi, ekonomide aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olayların makro açıdan ülke ekonomisini, mikroaçıdan ise firmaları ciddi anlamda sarsacak sonuçlar ortaya çıkarmasıdır.Ekonomik krizler çok değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Üretimde hızlı bir daralma, fiyatlarda ani düşme, iflaslar, işsizlik oranında ani artış, ücretlerde gerileme, borsada çöküş, banka krizleri vs. ekonomik krizlerin başlıca örnekleridir. Hemen belirtelim ki, iktisatçıların ekonomik krizlerin nedenlerine, etkilerine ve çözüm yollarına bakış açıları oldukça farklıdır. Klasik iktisat okuluna mensup liberal iktisatçılar genel olarak ekonominin dengede olduğunu, zaman zaman ortaya çıkan krizlerin ise geçici olduğunu ve ekonominin tab2 akışı içerisinde bu krizlerin kendi kendine ortadan kalkacağını savunmaktadırlar. Klasik iktisatçılardan Jean Babtiste Say’in Mahreçler Kanunu olarak bilinen “her arz kendi talebini yaratır” ilkesi, esasen ekonomide bir arz krizinin sözkonusu olmayacağını, ya da bunun geçici olacağını ifade etmektedir. Klasik liberalizmin temel ilkelerine bağlılığını sürdüren çağdaş liberal iktisat okullarına mensup iktisatçılar da genel olarak konjonktür hareketlerinin genel seyri içerisinde ortaya çıkan krizlere karşı devlet müdahalesinin gereksiz, hatta olumsuz sonuçlar doğuracağı düşüncesini paylaşmaktadırlar. Ekonomik krizler, reel ve finansal Ekonomik krizler, reel ve finansal sektörlerde arz fazlalığı veya talep daralmasından kaynaklanabilir. Gerek arz, gerekse talep krizinin ortaya çıkmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Ekonomik krizler, organizasyon dışı konjonktürel nedenlerden kaynaklanabileceği gibi organizasyon içi nedenlerden de kaynaklanabilir.   Bunun yanı sıra, dünyada yaşanan hızlı ekonomik değişimler (globalleşme, bölgeselleşme, ekonomide serbestleşme, yeni oluşan büyük pazarlar) krizlerin ortaya çıkması için daha kolay bir ortam yaratmaktadır. Konjonktürel hareketler piyasa ekonomisinin kendi tab2 işleyişi neticesinde ortaya çıkan gelişmelerdir. Ayrıca, devletin ekonomiye iktisat politikası araçları ile müdahale etmesi de (örneğin, ani devalüasyon, vergi oranlarının artırılması ya da vergi yükünün ağırlaştırılması vs.) ekonomik krizlere neden olabilir. 

3.   VERGİLENDİRMENİN MAKRO ETKİLERİ VE İLGİLİ KAVRAMLAR

 Vergi teorisi esas olarak, vergi maliyetinin ve verginin kimler tarafından devlete ödendiğinin tespiti olarak tanımlanabilir ve verginin yansıması yasal zorunluluk gereği kişinin katlandığı vergi maliyetini açıklamaktadır[1]. Vergi Politikasında ise, sosyal ve ekonomik amaçların gerçekleştirilmesi bakımından kullanılan iki yönlü bir gelişme mevcut olup,  vergilendirme yoluyla gelirin yeniden dağılımı amacı vergi mevzuatına kuvvetli bir biçimde nüfus etmiştir[2]. Sağlıklı bir ekonominin temel kaideleri yukarıda belirtilen hususların bir analizinin yapılmasından geçmektedir. Belirtildiği gibi vergi, devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahalesinin en etkin aracıdır.  Bütün bunlar vergilemenin teorisi ve etkilerinin incelenmesini  ve genel vergi teorisinin oluşmasını gerektirmektedir[2]. Söz konusu analiz ile etkin bir vergilendirme politikası uygulanmak suretiyle, biryandan bütçe gelirleri artırılmaya ve bütçe dengesi sağlanmaya çalışılmakta, öte yandan ekonomik canlılığın, yatırım, tasarruf ve tüketim eğiliminin artırılması için gerçek ve tüzel kişiler üzerindeki vergi yükünün yansıtma ve diğer araçlarla azaltılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla küresel dalgalanmalar neticesi ekonomik istikrarın sürdürülebilirliği ve ülkenin kendi iç dinamikleri ile mücadele edebilme olgusu oluşmaktadır. 

3.1.  Maliye Politikası Açısından Etkileri 

Devlet zorunlu kamu harcamalarını karşılayabilmek amacı ile vergi ya da benzeri gelirleri gerçek ve tüzel kişilerden almak zorundadır. Aksi halde, başta devlet olmak üzere kamu tüzel kişilerinin varlıklarını sürdürmeleri mümkün olamaz; Ancak, ne var ki bu konuda hakları olduğu gibi ödevleri de tek taraflı olarak saptayan devlettir; Devlet gerektiğinde cebir yolu ile de bunların yerine getirilmesini sağlayabilir[3]. Devletin kişilerden cebir yolu ile vergi ya da borç alması bu kişilerin sahip oldukları satın alma güçlerinde bir eksilişe sebep olabilecek ve bunların tüketim, tasarruf ve yatırım kararlarında ve tercihlerinde sapmalar olabilecektir.  Kaldı ki, devlet, vergi ya da borçlanmaya özellikle kişilerin tüketim, tasarruf ve yatırım konularındaki kararlarını etkilemek ve onları bu konularda belirli istikametlere yöneltmek amacı ile de başvurabilir[3]. Maliye politikasının temel mali araçları harcama, borç ve vergi uygulamalarıdır. Üretimi ve toplam talebi artırmak, kaynak dağılımını ve tam istihdamı olumlu yönde etkilemek, gelir dağılımındaki dengesizlikleri gidermek, bölgesel eşitsizlikleri azaltmak, ödemeler bilançosu açığını makul seviyelere indirmek, ekonomik büyüme ve kalkınmayı sağlamak, tam rekabeti olumsuz  etkileyen faktörleri ortadan kaldırmak, enflasyonla mücadele etmek gibi amaçlara ulaşmak için kamu harcamaları ile vergi sisteminden yararlanmak gerekmektedir.  Maliye politikası uygulamalarının finansal istikrarı sağlayıcı şekilde gerçekleştirilebilmesi için maliye politikasının belli düzenlemeler çerçevesinde “kurallar” ile belirlenmesi önerilmektedir. Tanner’e ([3]) göre etkin bir maliye politikası kuralı, belirli sartlar altında vergi oranı değişikliğini ve özellikle konjonktür karşıtı borçlanmayı azaltabilen ve böylece finansal piyasalardaki kırılganlıkları azaltma/ortadan kaldırma yeteneğine sahip olan bir kurumsal düzenlemedir42. Bir maliye politikası kuralının finansal istikrarı sağlayıcı sekilde uygulanması için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir: (i) orta vadede sürdürülebilir dış denge sağlanmalı, cari açık çok yüksek olmamalıdır, (2) özel harcamalar ile kamu harcamaları tam kapasitekullanılmalıdır, (3) fiyat istikrarı sağlanmalıdır, (4) bütçe açıkları çok yüksek olmamalıdır. Bu şartlara bağlı olarak maliye politikası kuralların uygulanabilirliğini sağlayıcı teknik ve kurumsal bir altyapı da oluşturulmalıdır. Teknik altyapı; maliye politikası kurallarının, kamu sektörü ve finansal sektör arasındaki karşılıklı ilişkiyi dikkate alacak şekilde (mali pozisyonun dışsal şoklara karsı tepkisi tahminleşerek) oluşturulmasını temel alır. Kurumsal altyapı ise maliye politikası kurallarının,kurumsal düzenlemeleri (şeffaflık standartları,v.b.) temel alacak şekilde oluşturulmasını içerir . Böyle bir altyapı altında bir maliye politikası kuralının finansal istikrarı sağlayabilmesi için öncelikle mali disiplinin sağlanabilmesi gerekir. Ancak mali disiplini sağlayıcı bir maliye politikası kuralı mutlaka denk bütçe kuralı olmak zorunda değildir. Buna göre finansal ve reel ekonomideki dengesizlikleri giderecek şekilde vergi ve harcamalar konjonktüre göre ayarlanabilir ve bu politikaların refah etkileri arttırılabilir.  

3.1.1. Vergi Politikalarının Yatırımlar Üzerine Etkileri 

     Burada yapılacak analizde yatırımın beklenen kar ile faiz haddinin bir fonksiyonu olduğu görüşünden hareket edilerek vergi politikalarının yatırım hacmi üzerine olan tesirleri ele alınacaktır.  Yatırımlardan elde edilen gelir üzerine konulan genel bir verginin karlılığı ve bunun bir sonucu olarak yatırım seviyesini nasıl etkilediğini aşağıda belirtilen şekil yardımıyla görmeye çalışacağız[4].   

  Faiz                                                                                                                              Gelir                B     i                                                                      Y                             L              Lt                                                        C                                                                                       E                                                                    E  H                                                                    H 
                                                                         F                                                            N                                                                         K                                                            S        
  0                                 Ma                                     0                                   G       P                A                                                   Para                                                                     Yatırım

        Şekil 5: Yatırımlar Üzerindeki Yapısal Etkiler  ( Vergi Etkileri) 

Bu durumu çeşitli açılardan değerlendirebiliriz. Öncelikle ödeme şekillerinde meydana gelecek muhtemel bir değişikliği ihmal ederek borç verenlerin hiç bir şekilde borç verme bakımından vergiden etkilenmeyeceklerin varsayalım. Buna göre faiz haddi değişmeyip aynı kalmakta  ve i nin y ye eşit olması şartı da alıkonularak i'nin yerine, kar haddi y olmaktadır.          Sistemi şu denklemle açıklayabiliriz;         ). Keza, masrafların vergi kanunlarına göre matrahından düşülebileceğinin kabul edildiğini de varsayarak, vergi oranının %50 olması halinde net kar eğrisi AC olmaktadır. Ayrıca faiz de vergilendirilecek matrahtan düşüldüğü için net faiz oranı vergiden önceki faizin %50 si kadar olmaktadır.    Bu durumda yatırım seviyesi (faize dayalı finansal ürünler dahil)  vergiden sonraki net kar eğrisi AC ile net faiz eğrisi FN nin kesim noktasında tayin edilmektedir.Şimdi analizimizi %50 oranında uygulanan ve masrafları vergilendirmeyen hususu göz önünde bulundurarak yapacak olursak, borç veren yönünden belirlilik hipotezine dayanmamız halinde vergi faiz yükünü etkilemeyecektir[4]. Belirsizlik hipotezi tercih edildiğinde ve masrafların tamamen vergilendirilmediğini varsaymamız halinde alınan riskin bedeli değişmemektedir. Bu durumda gelir tesiri lehte rol oynadığı halde, borç verme arzusunu aksi yönde etkileyecek hiç bir ikame tesiri mevcut değildir. Belirli bir piyasa faiz haddinde, konulan vergi nispetinde borç para verenin net geliri azalır. Böyle bir gelir tesirinin sonucu olarak borç veren daha fazla miktarda borç vermeye yönelir. Neticede faiz haddi düşer ve likiditeyi tercih eğrisi ise aşağıya doğru kayar[5].

 

3.1.2. Vergilerin Kaynak Dağılımı ve Piyasanın İşlerliği Üzerindeki Etkileri 

 Bilindiği üzere vergilerin tam anlamıyla tarafsız olması ve yükümlülerin tercihleriyle piyasanın işlerliğini etkilememesi olanaksızdır. Vergiler bu özelliği itibariyle, tüketici tercihlerini ve dolayısıyla kaynak dağılımını etkileyebilecektir. Gerçekten vergi nedeniyle bir kısım malların fiyatları nispî olarak yükselirse, tüketiciler[i], tasarrufçular ( finansal piyasalarda, finansal ürünlerin getirisinin vergiler dolayısıyla azalması ya da maliyetinin artması durumunda) muhtemelen bu malları talep etmekten vazgeçecekler ve başka malları tercih edeceklerdir. Görüleceği üzere vergiler piyasada teorik olarak tüketim ve yatırım malları üzerinde aynı şekilde etkili olmaktadır. Bireyler üzerindeki vergi yükü fazla olan tüketim malları yerine başka alternatifler arayacak ve muhtemelen bunları tercih edecektir.  Finansal sistemde durum benzer olabilmektedir. Örneğin hazine bonosu gelirlerine %10 oranında bir vergi tevkifatı esası getirildiğini, buna mukabil yatırım fonlarından vergi kesintisinin yapılmadığını varsayalım. Birbirine alternatif yatırım aracı olan bu iki üründen büyük ihtimalle yatırım fonları daha fazla tercih edilecektir. Zira, hazine bonosundan elde edilen gelir yapılan vergi tevkifatı olan %10 oranında azalacaktır.  Ancak vergileme ile güdülen mali ve sosyal amaçlara zaman zaman ters düşünüle bilinir.  Bu da, maliye politikasının önemli konularından biri olan amaçlar arasındaki çatışma sorunun ortaya çıkmasına sebep olur.   Kaynakları etkin bir şekilde dağıtmak, ancak sağlanacak fayda analizi ile mümkündür.  Piyasanın belirli alanlara yönderilmesinde bunlar üzerinden elde edilen getiriye paralel olarak uygulanacak vergi politikalarının önemli derecede etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Vergilerin piyasada işlem gören ürünler üzerine etkisi (vergi yansıması) aşağıda belirtilen grafik yardımıyla açıklanmaya çalışılacaktır [1].       Fiyat                                                                          
            P1                                                                               P0                                                                   P0                                                                                  P1                                                                            Dx                                                                                                                              Dx1                  Dxko                                                                                                                                    Dxk1                                                qx3  qx4   Qx/t                              0              (a)                   Fiyat        
        P0        P1 
                                                                           Dy1                                                       Dyk0                                            Dyk1  
           (b)   0              q6y   q7y   Qy/t                         Şekil 6: Vergilerin Ürün Talebine Etkisi (Yansıma) Şekil 6'da Vergilerin ürünler (burada kasdedilen ürün bir fiziki mal olabileceği gibi bir finansal ürün de olabilir tezinden hareketle yorumlanmıştır)  üzerindeki etkisi görülmektedir. Burada söz konusu ürünlere olan talep doğrultusunda devletin vergi gelirleri aynı oranda artacaktır.  Bundan dolayı X (Dx) malı için tüm talep eğimi ve Y (Dy) malı tüm talep eğimi değiştirilmemiştir.  Açıktır ki, mal fiyatlarının sürekli aynı kalması halinde Y ürünü çıktıları artarken (b kısmında q6y den q7y'e) X ürününün çıktıları azalacaktır (a kısmında qx4 den qx3'e kadar). Bunun sonucunda bu iki ürün için tüm talep değiştirilmediğinde, X ürününün fiyatı artarken, Y nin fiyatı azalmak durumundadır. Eğer bu ürünlerden birine yüksek oranlı bir vergi uygulanırsa bunların talep eğrilerinde değişiklik olabilecektir.  Örneğin Y malına uygulanacak yeni bir vergide Dyk0 Dyk1 e yansıyacak ve bu ürüne talep daha az olacaktır.   

3.1.3. Vergilerin Kalkınma Üzerindeki Etkileri

 Vergi, mahiyeti itibariyle iktisadi büyüme ve kalkınma üzerinde etkili olabilmektedir.  Çünkü, vergiler neticede tasarruf hacminin küçülmesine sebep olurlar.  Zira, vergiler esas itibariyle gelirden ödenir.  Bilindiği gibi gelirin tüketim ve tasarruf olmak üzere iki tür fonksiyonu vardır.  Vergi normal olarak tüketime ayrılan fonlardan ödenirse de, oranın yüksek tutulması, ya da aynı kaynak üzerinden yeni vergilerin alınması halinde bir kısmının da tasarrufa ayrılan fonlardan ödenmesi zorunlu bir hal olabilir [3]. Tasarruf hacminde meydana gelebilecek bu azalmanın sermaye birikimi ve yatırımlar üzerinde olumsuz etki yaparak kalkınma hızını olumsuz yönde etkileyebilecektir.  Bu oluşum çerçevesinde ihtiyaç olunan fonların sağlanmasında zorluklarla karşılanılabilecek ve bu da piyasaları olumsuz yönde etkileyecektir.  Bu amaçla gerek vergi kaynaklarının seçiminde gerekse de bunlara uygulanacak vergi oranlarının tespitinde bu olumsuzlukları daha aza indirgeyecek maliye politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır. 3.1.4. Finansal İstikrar ve Maliye Politikası (Tobin Vergisi) Küreselleşme süreci ile birlikte sermaye akımlarının özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarına hızlı girişi, ülkelerin bu hızı Karşılayabilecek yeterli finansal altyapıya sahip olmamaları nedeniyle krizleri Kaçınılmaz kılmış, krizlerle mücadelede maliye politikası açısından küresel bir vergi olan Tobin vergisi önerisi önem kazanmıştır.  Tobin vergisi, ülkeye sermaye giriş/çıkışlarının, %0,1 oranında çok düşük bir vergiye tabi tutulması yoluyla krizlere yol açan kısa vadeli spekülatif sermaye akımları üzerinde ciddi bir vergi yükü oluşturarak bu akımları sınırlandırmayı amaçlayan bir vergidir. Bu vergi, finansal piyasaların normal islediği dönemlerde mali oynaklığı azaltma yoluyla piyasaların krize girmesini engelleyebilir ama döviz kurlarında ciddi istikrarsızlıkların yaşandığı dönemlerde etkin değildir. Tobin vergisinin iki aşamalı olarak uygulanması önerilmektedir. Buna göre birinci asama; dövizpiyasasındaki işlemler üzerine uygulanacak çok düşük bir vergi oranından (%0,1), ikinci asama ise spekülatif işlemlerin yapıldığı dönemlerde aktif hale gelerek konjonktürü kırabilme yeteneğine sahip bir fonksiyon üstlenecek olan yüksek oranlı bir vergiden olusmaktadır.Tobin vergisinin kriz dönemleri dışında uygulanan birinci aşamasında vergi oranı çok düşük olduğundan piyasadaki likiditeyi azaltıcı etkisi de düşük olacaktır. Ancak finansal kriz dönemlerinde uygulanan ikinci aşamada çok yüksek oranlı vergi uygulaması, piyasadaki likiditeyi önemli ölçüde daraltır. Artan vergi yükü, bir yandan kısa vadeli faiz arbitrajlarını önemli ölçüde engelleyerek döviz kurlarındaki düşük oynaklığın cazibesini azaltırken bir yandan da kamu bütçesine ek bir gelir sağlar. Böylece hem finansal istikrarsızlığın azaltılabileceği hem de kamu mali dengesinin korunabileceği öne sürülmektedir. Ancak Tobin vergisinin uygulanması kolay değildir çünkü uluslar arası sermaye piyasası küreselleştikçe ülkelerin, akışkan sermayeyi yurt dışındakinden daha yüksek bir oranda vergilendirmeleri zorlaşacaktır. Dolayısıyla bir ülkede uygulanan yüksek oranlı Tobin vergisi, sermaye çıkısını körükleyecektir. Bu sorun hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde çözümlenememiş, bu nedenle Tobin vergisi sadece bir öneri olarak literatürde yer almıştır.   

3.2. KRESELLEŞME VE VERGİLERİN  MENKUL KIYMET  TALEBİNE  ETKİLERİ

 Önceki kısımda makro açıdan vergi teorileri ve finansal sisteme olan etkileri çeşitli yönlerden incelenmiştir. Bu kısımda ise vergilerin finansal ürünlere olan direk etkisi iktisadi ve hukuki fonksiyonları esas alınarak işlenmeye çalışılmaktadır.  Bu yönü itibariyle iktisadi yaklaşım finansman tercihlerine, hukuki yaklaşım ise vergi hukuku uygulamalarına yönelik olacaktır.   Küreselleşmenin devletler ve sosyal sınıflar açısından yarattığı sorunları hafifletmek amacıyla yapılan öneriler, sermaye hareketlerinin sınırlandırılması karşısında en azından bu hareketlerin vergilendirilmesi üzerine odaklanmıştır.  Tobin vergisi gibi bir uygulama ile finansal piyasalardaki aşırı dalgalanmanın engellenmesi konusu finans ve ekonomi literatüründe uzun bir süredir tartışılmaktadır. Bu tartışmalar genel olarak, finansal araçların alım satım işlemlerine vergi getirerek piyasalardaki kısa vadeli ve spekülatif amaçlı işlemlerin engellenmesi ekseninde gelişmektedir.  

3.2.1.  Vergi İstisna ve Muafiyetlerinin Etkileri

 Öncelikle istisna ve muafiyet kavramlarını kısaca tanımlayacak olursak, vergi muafiyeti, belirli kişi ve kuruluşların kamu yararı da gözetilerek belirli vergilerden muaf tutulması; Vergi istisnası, belirli kişi ve kuruluşların belirli faaliyetleri karşılığı elde ettikleri gelirlerin yine kamu yararı ve ekonomik fonksiyonları ya da sektörel önemleri nedeniyle vergilendirilmemesi ya da düşük oranlarda vergilendirilmesi olarak tarif edilebilir.  Vergi istisna ve muafiyeti kanunla tanınır ve kanunla kaldırılır.  Genel olarak gerçek kişiler ile ilgili vergi istisna ve muafiyetleri Gelir Vergisi Kanunun da düzenlenirken, Hükmi şahıslar ile (sermaye şirketleri ve diğer tüzel kişiliği haiz kuruluşlar)ilgili vergi istisna ve muafiyetleri Kurumlar Vergisi Kanunun da gerekli düzenlemeye tabi tutulmaktadır.

2.2.2. Bireysel Tasarruf ve Yatırımlarının Yönlendirilmesi

 Uygulanan vergi politikalarının tasarruf ve yatırımları ne derecede etkilediği hususu daha önce açıklanmıştı.  Bu defa daha açık olarak Vergi Kanunları ile getirilen istisna ve muafiyetlerin etkisi üzerinde durulacaktır. Burada önemli husus yapılacak yatırımdan daha fazla gelir elde edilmesi ile alakalıdır.  Ekonomik politikalar ve devletin bunlara bağlı olarak belirli sektörleri ya da belirli ürünleri teşvik etme fonksiyonun da en önemli araç vergidir.  Zira, yatırım yapılacak bir varlık üzerine konan bir vergi direk olarak gelirde bir azalıma, tersi durumda ise bir artırıma sebebiyet verecektir. Yukarıda belirtilen gerekçelere dayalı olarak, ülkemizde sermaye piyasalarının işlerliğinin artırılması ve ekonomiye daha fazla fon girişinin sağlanması amacıyla, Vergi Kanunlarında bir takım istisna ve muafiyetler uygulanmaktadır.  Bu istisna ve muafiyetler gerçek kişiler açısından GVK'da gerekli düzenlemeye tabi tutulmuşlardır. Finansal ürünler bakımından bunları kısaca belirtecek olursak,* Elde edilen kar paylarına tanınan istisnalar,* Değer artış kazanlarına getirilen istisnalar,* Elde edilen gelire alternatif araçlara göre daha düşük oranlı vergi uygulanması, gibi sayabiliriz.   Diğer yandan, yatırım kararların da yatırımcının elde edeceği fazla gelire paralel olarak riskleri de göz önünde tutacaktır. Örneğin, para, hisse senedi ya da devlet tahvili arasında yapılacak bir seçenekte, eğer riskler göze alınıyor ise hisse senedi, aksi durumda ise devlet tahvili talep edilecektir [4].

3.2.3. İşletme Tasarruf ve Yatırımlarının Yönlendirilmesi     

 Bilindiği gibi ticari işletme ya da organizasyonların asıl amacı kar elde etmektir.  Bu karı elde edebilmek için asıl faaliyetlerine ilaveten, birikmiş fonlarının bir kısmını faaliyet dışı olarak nitelendirebileceğimiz alanlara yatırırlar.  Doğal olarak, en fazla getiriye haiz alanlar tespit edilmekte ve yatırım politikaları bu prensiplere göre verilmektedir.  Bu oluşum içerisinde, getirisi bir birine yakın olan varlık arasından yapılacak yatırım tercihlerinde, net getirisi en fazla olan bir başka değişle vergilendirilmeyen ya da daha düşük oranda vergilendirilen varlıklar dikkate alınacaktır. Örneğin, bir şirketin fazla fonlarını getirisinin bir birine yakın olduğunu farz edilen iki farklı alana yatırım yaptığını varsayalım.  [4] Devlet tahvilinden elde edilen gelir   = 1.000. - TLVadeli mevduattan elde edilen gelir  = 1.000. - TL  Buna  göre devlet tahvili geliri, kurum açısından kurumlar vergisi ne tabi olup, gelir vergisi tevkifat oranın ise  % 0 olduğunu varsayalım.  Bu durumda vergi yükü, 1000*% 20=200.- Kurumlar vergisi ve (1000-200=800.-*% 0)= 0.00 TL vergi tevkifatı olmak üzere 200.00 TL olmasına karşılık, vadeli mevduattan elde edilen faiz geliri herhangi bir istisna olmaksızın vergilendirildiğinden vergi yükü, 1000*%20=200.-TL kurumlar vergisi ve (1000%15) 150 TL vergi tevkifatı hesaplanmakta ise de, bu tevkifat tutarı mahsup suretiyle giderileceğinden vergi yükü aynı kalmaktadır. Ancak vergi tevkifatının peşin olarak tahsil edilmesi, kurumlar vergisinin ise yaklaşık 1 yıl   sonra ödenmesi nedeniyle, vergi istisnası uygulanan tahvil geliri üzerinden işletme tarafından peşin vergi ödenmeyeceğinden dolayı işletme fazla fonlarını buraya aktaracaktır.

3.3. VERGİLERİN FİNANSMAN KAYNAKLARININ MALİYETİNE ETKİLERİ

 Sermaye (kaynak) maliyetinin hesaplanması, finans disiplininin en güç ve tartışmalı konularından biridir. Genellikle firmaların sermaye yapıları, borç/öz sermaye oranları zaman içerisinde değişebilmektedir [6]. Borç/öz sermaye oranları, firma öz kaynak yapısına ve borç maliyetine bağlı olmaktadır.  Bu hususta alınacak kararlarla borç/öz sermaye oranının tespitinde çeşitli yaklaşımlar mevcut bulunmaktadır. Bu husus da inceleme alanı olarak geleneksel yaklaşım tercih edilmiştir. Bu yaklaşımda, öz kaynaktan sermaye tedarikinde, herhangi bir vergi indirimi olmadığı tezinden hareket edilmektedir.  Daha sonra tanınan vergi istisnaları nedeniyle söz konusu teorinin değişebileceği ve bunun da finansal ürün ihracındaki gelişmeleri ne derece etkiyeceğinin görülmesi ve karşılaştırılması amacı güdülmektedir. Buna göre, firma açısından öz sermaye maliyeti yabancı kaynak maliyetinden daha yüksektir. Firma sermayesine katılım, borç vermeye kıyasla daha riskli olması nedeniyle ortakların bu riski de karşılayacak şekilde normal faiz haddinin üzerinde kar beklemeleri ve borç faizlerinin gider yazılarak vergi matrahından düşülmesi dolayısıyla vergi tasarrufu sağlanmasına karşılık dağıtılan kar payı için böyle bir olanağın mevcut olmaması, öz sermaye maliyetinin, genellikle yabancı kaynak maliyetinden daha yüksek olmasına yol açmaktadır [6]. Ancak, burada vergi muafiyet ve istisnaları gözetilmediği açıktır. Örneğin, kurumların gayrimenkul satış kazançlarının, iştirak hisselerinin satışından elde ettikleri gelirlerin (fonların), emisyon primi gelirlerinin vergilendirilmemesi sonucu hem ucuz maliyetli fon sağlanması hem de sağlıklı büyüme süreci oluşabilmektedir.  Aksi durumda pay senetleri yolu ile sağlanacak fonların maliyeti yüksek olacaktır.  Örneğin, pay senetleri primli olarak satıldığında primler işletmenin karı gibi vergilendirildiğinden, primli çıkarma halinde işletmenin eline geçecek net miktar azalacağından fon miktarıda aynı oranda azalacak, maliyet artacaktır[7]. 

3.3.1. Sermayeyi Temsil Eden Finansal Ürünlerden Sağlanan Fonlar

 Burada incele alanımız, firma öz kaynaklarından sağlanan fonlar olmaktadır.  Bunları, adi hisse senetleri, imtiyazlı hisse senetleri, oydan yoksun hisse senetleri, katılma intifa senetleri gibi belirtebiliriz. Tâbi ki bunların çeşitli uygulama alanları ve türevleri de mevcut bulunmakta olup, fon sağlama hususunda Kanunların, özellikle vergi kanunlarının zaman zaman teşviki ile rağbet görülen bir kaynak olmaktadırlar. Sermayeyi temsil eden finansal ürünlerden vergilendirme nedeniyle fon maliyeti azalan ya da teşvik esasları oldukça karmaşık bir durum sergilemektedir. Örneğin, hisse senetleri kar paylarının ya da değer artış kazançlarının vergilendirilmesi, senet hamilinin talebini etkilerken, yukarıda da deyinildiği gibi örneğin, emisyon primlerinin vergilendirilmesi fon sağlama maliyetini dolayısıyla ihracı etkilemektedir.  Fon sağlama maliyeti aşağıda belirtilen formül yardımıyla tespit edilecektir.  Burada, 450 TL temettü dağıtacak bir şirketin yıllık temettü artışının %5 oranında olacağı tahmin edilmekte olup, nominal değeri 1.000 TL olan hisse senedini 2.000 TL'ye satmaktadır; Şirketin pay senedi çıkarma giderlerinin oranı %3 , hisse senedi çıkarma primi üzerinden %21.4 vergi ödenmesi seçeneğinde yeni hisse senedi çıkartılması yoluyla sağlanacak öz sermayenin şirkete maliyeti şu şekilde hesaplanmaktadır. (3946 sayılı Kanunla KVK'da yapılan düzenleme de söz konusu emisyon primleri %20 oranın da asgari kurumlar vergisine tabi tutulmakta, ayrıca 1994 yılında fon oranı %7 olarak uygulandığından vergi oranı %21.4 hesaplanmış olan örnekten aynen alındığından örnek üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, sadece vergi alındığında maliyetin ne olacağı amacı güdülmüştür. Daha sonra 5520 sayılı kanunla KVK. m. 5'de yapılan değişiklik sonucu emisyon primleri tamamen vergiden istisna tutulmuştur) [6],[12].Burada;ie    : Yeni pay senedi çıkartılmasının şirkete maliyetiD  : Ortaklara dağıtılan kar paylarınıb   : İhraç primi üzerinden ödenecek vergi ve diğer masraflarıP0  : Şirkete sağlanan para girişiniifade etmektedir. Şirket 1.000 TL'lik ihraç primi üzerinden, 214 TL vergi ödeyeceğinden, örnekte b'nin değeri [(214/2000)+0.03], %13.7 olacaktır.  Yukarıdaki denkleme göre öz sermaye maliyeti,        olarak bulunacaktır.  Şimdi yürürlükteki mevcut Vergi Kanunlarına göre söz konusu emisyon primlerinin tamamen vergiden istisna edilmesi durumun da oluşacak maliyeti aynı denkleme uygulayacak olursak;<        olarak bulunur.  Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı gibi vergiler fon maliyetinin azaltılması ve piyasa işlerliğinin artırılması hususunda finansal ürünler üzerinde önemli etkiye sahiptir.  Yukarıda verilen denklem konu ile ilgili diğer yazarlar tarafından da benzer şekilde ifade edilmektedir [7].

3.3.2. Borçlanmayı Temsil Eden Finansal ürünlerden Sağlanan Fonlar

 Burada inceleme alanımızı borçlanmayı temsil eden finansal ürünler ( tahvil, bono, gibi) oluşturmaktadır. Yabancı kaynak olarak ifade edilen söz konusu finansal ürünlerden sağlanan fonların maliyetinin tespitinde, farklı bir yaklaşım söz konusu olup, öz kaynak grubunda olan finansal ürünlerden farklı olarak burada vergi istisna ve muafiyeti direk olarak bunları iktisap ederek gelir elde eden hamilleri ilgilendirmekte olup, ihracı bakımından bunlara ödenen faiz ve diğer giderlerin vergiden indirilmesi esasına dayanmaktadır.  Tâbi ki sunulan ürünlerin piyasada talep görmesi, başka bir değişle ihracının fon sağlayabilmesinde, bunları çıkaran kuruluşa olan güven ve elde edilecek gelir üzerinden tasarrufçunun ödeyeceği vergi miktarı ile yakından ilgili olmaktadır. Yabancı kaynak maliyetinin hesaplanması genel olarak vergiden sonraki ve vergiden önceki durumlarda farklı olmaktadır.  Bu hususu aşağıda belirtilen denklem yardımıyla görebilmekteyiz.  Burada,Id      =Yabancı kaynağın firmaya sağladığı para girişict      =yabancı kaynağın gerektirdiği para çıkışı (faiz ve anapara taksidi olarak)n     =yabancı kaynağın vadesiid       =yabancı kaynak maliyeti (vergiden önce )Yukarıda belirtilen denklemde vergi ihmal edilmiştir. Başka bir anlatımla verginin gider olarak yazılması neticesi kaynak maliyetinde meydana gelecek azalış hesaplanmamıştır.  Şimdi vergiden sonraki maliyeti tespit etmek amacıyla yukarıda verilen denkleme 2  (yabancı kaynağın vergiden sonraki maliyeti)ni ilave edecek olursak aralarındaki ilişki aşağıdaki gibi olacaktır.    Eğer vergi öncesi maliyeti 40, vergi oranı %40 ise, söz konusu yabancı kaynağın vergiden sonraki maliyeti;  2 = 0.40 X (1- 0.40) = 0.24 olarak hesaplanmaktadır [6]. Uygulamada borçlanmayı temsil eden finansal ürün olarak daha çok tahvil ve türevleri işlem görmektedir.  Bunların maliyeti ise yukarıda belirtilen genel esaslara göre hesaplanabileceği gibi özelliklerine göre faklılık ta gösterebilmektedirler. Eğer tahvil başa başın altında veya üstünde çıkarılmış ise ve tahvillerin tamamı belirli bir vadenin sonunda itfa edilecek ise tahvil maliyetinin hesaplanması için yukarıda ki denklem şu şekilde yazılabilmektedir.   Ayrıca, tahvilin ihraç primli olarak satıldığı ve vergi faktörünün dikkate alındığı varsayıldığında ise denklem aşağıdaki gibi olmaktadır. Burada ilave olarak,  tahvilin vadesi boyunca itfa edilecek tahvil ihraç primi veya tahvil çıkarma ıskontosunun yıllık tutarını, t, ise vergi oranını göstermektedir. Bu formül, yukarıda genel olarak hesaplanan yabancı kaynak maliyeti ( vergiden sonraki)ne ilişkin hesaplarlarla karşılaştırıldığından burada hesaplanan yaklaşık maliyet %19 olarak hesaplanmaktadır.  Buda bize bir finansal ürün olan, tahvillerin maliyetinin vergi uygulamasına paralel olarak alternatif borçlanma politikalarına oranla daha düşük olduğunu göstermektedir.  Tâbi ki buradaki vergi fonksiyonu dolaylı bir etkiye sahip olup, vergi mevzuatının değişmesi ile farklılıkların olabileceği muhakkaktır. Yapılan incelemelerde, finansal ürünlerde vergilendirmenin, finansal piyasalarda önemli etkisinin olduğu kanaatine varılmıştır. 

3.4.  BORÇLANMA VE ÖZSERMAYEYİ TEMSİL EDEN FİNANSAL ÜRÜNLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

 Karşılaştırmada esas tartışma, şirketlerin yabancı kaynaklardan borçlanmak amacı ile borç temsil eden menkul kıymetler mi yoksa ortaklardan kaynak oluşturmak için özsermayeyi temsil eden menkul kıymetler mi ihraç edip etmemesi ile alakalı olmaktadır [8].Buna bağlı olarak, menkul kıymet tespitinde özsermaye    getirisi mi yoksa vergi amaçları yönünden borç menkul kıymetlerinin mi daha uygun olup olmadığı, borç ve özsermaye karakteristiklerinin karşılıklı olarak tartışılması ile ortaya çıkacaktır.  Diğer yandan hukuki olarak menkul kıymetin, borçlanmayı temsil eden yada sermayeyi getirisine haiz olup olmadığına dair pek çok çelişkili yargı kararları mevcut bulunmaktadır [9]. Getirinin hem ihraççı hem de menkul kıymet hamili için vergi yükü, bunların sahip oldukları karakteristik özelliklere bağlı olarak hüküm ifade etmektedir. Örneğin, şirket içerisinde indirimli olarak alınan kar payları,şirket hissedarları için özsermaye kazancı sağladığından, borçlanmayı temsil eden ürünlerden elde edilen getirilerden daha fazla çekici olmaktadır.  Diğer yandan, özsermaye getirilerinde olduğu gibi, borçlanma faizlerinin karakteristik özelliği bakımından, beklenmeyen vergi sonuçları da meydana getirebilir. İlk olarak, şirket tarafından ihraç edilen borçlanmayı temsil eden menkul kıymetler için ödenen faizler indirim konusu yapılabilir olmasına karşılık hisse senetleri için ödediği kar payları indirim konusu yapılamaz [10]. İkinci olarak, esas sermayeyi teşkil eden hisse senetlerinin çıkarıldığında, bunlar üzerinde primler ve ıskontolar oluşturulamamasına rağmen, borçlanma senetleri ve belirli tercihli hisse senetlerinin üzerinde ıskonto ve prim kuponu bulunabilir. Üçüncü olarak, yeniden organize olmak amacı ile gerekli fonları hisse senetleri çıkaracak vergiden muaf işlemler içinde karşılamak daha uygun olmaktadır, çünkü oy hakkı tanıyan hisse senetlerine gerek duyulduğunda, verilen hisse senetlerinden feragat edilip borç temsil eden menkul kıymetler alınması her zaman kullanışlı bir yol olmaktadır. Dördüncü olarak, bir borç senedinin esas değerinin ödenmesi, normal olarak senet hamili için vergiden müstesna olmasına karşılık, hisse senedi itfaları dağıtıldığında genellikle vergilendirilir [11].   4. KRİZ ORTAMLARINDA ALINMASI GEREKEN VERGİ TEDBİRLERİ  Ø      Üretimi ve Toplam Talebi Artırmaya Yönelik Düzenlemeler; Ø      Kaynak Dağılımının ve Tam İstihdamın Olumlu Yönde EtkilenmesineYönelik Düzenlemeler: Ø      Gelir Dağılımındaki Eşitsizlikleri Gidermeye Yönelik Düzenlemeler:Ø      Sahip Olunan Atıl Ekonomik Değerler Vergisi :Ø      Bölgesel Eşitsizlikleri Azaltmaya Yönelik Düzenlemeler:Ø      Ekonomik Büyüme ve Kalkınmayı Sağlamaya Yönelik Düzenlemeler:Ø      Tam Rekabeti Bozucu Etkilerin Giderilmesine Yönelik Düzenlemeler:Ø      Otokontrol ve Vergi Güvenlik Müesseseleri Getirilmesi:Ø      Ödemeler Bilançosu Açığını Makul Seviyeye Getirmeye YönelikØ      Düzenlemeler:Ø      Vergi Gelirlerini Artırıcı ve Teknik Düzenlemeler:  Mal piyasası olarak nitelenen mal ve hizmetlerin genel fiyat seviyesindeki değişimi olan enflasyon oranı; finansal piyasaları oluşturan, yabancı paraların döviz kurundaki değişimi olan devalüasyon oranı ile yerli paraların banknot değerindeki artış olan faiz oranının denge içinde olması krizlerin çıkmaması için gerekmektedir. Söz konusu üç unsurun dengeli ama yüksek olması finansal kriz yaratmamakta; ancak, gelir dağılımı dengesizliğine sebep olmaktadır. Bu nedenle finansal kaynaklı ekonomik krizlerin önlenmesinde, enflasyon, devalüasyon ve faiz oranlarının uyumlu olması, krizin giderilmesinde de uyumsuz alanın uyumlulaştırılması gerekmektedir. Sosyal açıdan gelir dağılımı dengesizliğinin giderilmesi ve refahın artırılabilmesi için ise bu üçunsurun ahenkli şekilde düşürülmesi gereği mevcuttur.  Bu noktada, ekonomik büyüme olarak da nitelendirdiğimiz üretimde artış sağlanması refah artışı için önem taşır. Bu yönüyle de vergi politikası üretim ve üretim artışından, enflasyon, devalüasyon ve faizin belirlenmesine kadar etkiler yaratır. Enflasyon, devalüasyon ve faizin belirlenmesinde Devletin bütçepolitikası ve buna paralel olarak merkez bankası para politikası önemli rol oynamaktadır. Bütçe politikası içinde de vergi ve borçlanma kalemleri arasında, vergi tercih edilmeli; ama, üretimi teşvik eden, ekonomik büyümeyi hızlandıran, yaşam için gereken asgari gelirin üstünü vergilendiren, Laffer Eğrisine uygun olarak optimal vergi oranını aşmayan ve altında da kalmayan vergileme yapan, ülkedeki vergi kültürünü ve bilincini sağlayan, gerekli ama dengeli ve caydırıcı hukuki ve cezai sistem110 ile donatılmış olmalıdır. Ayrıca hızlı işleyen bir yargı sistemi de kurulmalıdır.  Bu çerçevede, ortaya çıkan krizlerle baş etmek için enflasyon, devalüasyon ve faiz oranlarındaki yükseklik ve dengesizliğin giderilmesi gerekir. Bunun başarılmasında en önemli unsur da üretimin uyarılması, kamu harcamalarında ve kamu borçlanma gereğinde önemli azalmalar sağlanmasıdır. Bunun da, “döviz rezervlerinin artırılması yerine ihracat ve döviz kazandırıcı sektörlerin geliştirilmesi”; “yabancı sermayenin gelmesini kolaylaştırıcı önlemlerin” getirilmesi ve “üretimi uyarmanın temel noktasını oluşturan tüketimin artırılması bakımından tüketim vergilerinin belli bir süre için indirilmesi” ile mümkün olabileceği düşünülmektedir.   4- 5811 SAYILI BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUNA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER  5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun  kapsamına, gerçek veya tüzel kişiler tarafından;
  • - Yurt dışında sahip olunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat edilen taşınmazlar,
  • - Yurt içinde sahip olunan ancak işletmelerin özkaynakları içinde yer almayan bu türden varlıklar ile
  • - Yurt dışı iştiraklerden ve şubelerden elde edilen kazançlar, yurt dışı iştirak hisselerinin satışından ya da yurt dışında bulunan kurumların tasfiyesinden doğan kazançlar
girmektedir.Buna göre,
  • - 1/10/2008 tarihi itibarıyla gerçek veya tüzel kişilerce sahip olunan ve yurt dışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının yurda getirilerek ekonomiye kazandırılması ile taşınmazların kaydedilmesine,
  • - Yurt içinde bulunan ancak 1/10/2008 tarihi itibarıyla işletmelerin özkaynakları içinde yer almayan bu türden varlıkların banka veya aracı kurumlardaki hesaba yatırılarak işletmelere sermaye olarak konulmasına,
  • - Bazı yurt dışı kazançların gelir veya kurumlar vergisinden istisna edilmesine
yönelik usul ve esaslara ilişkin açıklamalaraaşağıda yer verilmiştir. Banka ve aracı kurumlar5811 sayılı Kanunda geçen banka kavramı; 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan bankaları ifade etmektedir.Aracı kurumlar ise 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumları ifade etmektedir.  Gerçek veya tüzel kişilerce 1/10/2008 tarihi itibarıyla yurt dışında sahip olunan varlıkların ispatında kullanılacak kanaat verici belgelerKanunun 2 nci maddesinde, kanaat verici belge tabirinin, devlet tarafından veya devlet güvencesinde tutulan kayıt ve sicilleri; banka, banker, aracı kurumlar ve benzeri mali kurumlar, posta idaresi, noter gibi kurum ve kuruluşların kayıt ve belgelerini, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ikinci kitabının üçüncü kısmında yer alan belgeler ve muadili belgeler ile bilgi değişiminde bulunulan yabancı ülkelerde yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik ya da konsoloslukları, yoksa mahallindeki Türk menfaatini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgeleri ifade ettiği belirtilmiştir.Devlet tarafından veya devlet güvencesinde tutulan kayıt ve sicillerKanun kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklara ilişkin olarak, devlet tarafından veya devlet güvencesinde tutulan kayıt ve siciller; tapu kayıtları ile diğer sicilleri, yasal yükümlülükler nedeniyle verilen beyannameleri ifade etmektedir. Örneğin, bulunduğu ülkenin tapu siciline veya tapu sicili niteliğindeki diğer sicillere 1/10/2008 tarihi itibarıyla gerçek veya tüzel kişiler adına kayıtlı taşınmazların, başka herhangi bir işleme gerek olmaksızın bu tarih itibarıyla gerçek ve tüzel kişilerce sahip olunduğu kabul edilecektir. Diğer kanaat verici belgelerKanunda geçen kanaat verici belge tabirinden ayrıca;
  • - Bankalar ile bankerlerin yaptıkları işlemlerle ilgili kayıtlar ve düzenledikleri belgeler,
  • - Aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, sigorta şirketleri ve benzeri mali kurumların kayıtları ve düzenledikleri belgeler,
  • - Posta idaresi nezdindeki çek hesabı ve düzenlenen diğer belgeler,
  • - Noter gibi kurum ve kuruluşların düzenledikleri senetler ve sözleşmeler ile diğer kayıt ve belgeler,
  • - Defter tutan mükelleflerin kayıtları ile bu kayıtlarda yer alan ve Vergi Usul Kanununun ikinci kitabının üçüncü kısmında belirtilen belgeler ile muadili belgeler,
  • - Şirketlerin ortaklık ve kooperatiflerin üyelik kayıtları
anlaşılacaktır. Yukarıda sayılan belgeler ile ilgili olarak ayrıca tasdik zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu belgelerin dışında, bilgi değişiminde bulunulan yabancı ülkelerde yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik ya da konsoloslukları, yoksa mahallindeki Türk menfaatini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgeler de kanaat verici belge olarak kabul edilebilecektir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen kayıt ve belgelerle gerçek veya tüzel kişilerce sahip olunan varlıklar arasında illiyet bağının kurulması ve 1/10/2008 tarihi itibarıyla,
  • - Taşınmazların yurt dışındaki varlığının,
  • - Diğer varlıkların ise yurt dışında bulunduğunun
ispatı zorunludur. Diğer taraftan, gerçek veya tüzel kişilerce Kanun kapsamında beyan edilen varlıklara ilişkin kanaat verici belgelerin gerektiğinde vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz edilmek üzere zamanaşımı süresince saklanması gerekmektedir. Taşınmazlar Kanun uygulamasında taşınmazlar, Türk Medeni Kanununda "Taşınmaz" olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır. Bunlar, Türk Medeni Kanununun 704 üncü maddesinde;
  • - Arazi,
  • - Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
  • - Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler
olarak sayılmıştır.Yurt dışında sahip olunan varlıklara ilişkin bildirim ve beyan Gerçek veya tüzel kişilerce 1/10/2008 tarihi itibarıyla yurt dışında sahip olunan ve kapsama giren varlıklar, Kanunun yürürlüğe girdiği 22/11/2008 tarihinden itibaren izleyen üçüncü ayın sonuna (2 Mart 2009 Pazartesi akşamına) kadar Yeni Türk Lirası değerleriyle;
  • Tebliğ  Ek-1'de yer alan dilekçe ile bankalara bildirebilecek veya
  • Tebliğ Ek-2'de yer alan beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairelerine beyan edilebileceği gibi bu varlıklara ilişkin beyanname, 340 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda da verilebilecek
olup yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ek-2'de yer alan beyannamelerini de 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda vermek zorundadırlar.Bu kapsamdaki menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Tebliğ Ek-3'de yer alan dilekçeyle aracı kurumlara da bildirilmesi mümkündür. Gerçek veya tüzel kişilerin, yurt dışında sahip oldukları bu türden varlıklarını Tebliğ ekinde yer alan formlar ile banka veya aracı kurumlara bildirmeleri halinde, bu bildirimlere ilave olarak vergi dairelerine de beyanda bulunmalarına gerek bulunmamaktadır. Yurt dışında sahip olunan varlıklara ilişkin verginin vergi dairelerine ödenmesi 1/10/2008 tarihi itibarıyla sahip olunan ve yurt dışında bulunan varlıklar, Yeni Türk Lirası değerleriyle Ek-2'de yer alan beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairelerine beyan edilebilecektir. Türkiye'de ikametgâhı bulunmayanlarla ilgili olarak söz konusu beyannamelerin alınması hususunda Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğü, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Beyoğlu Vergi Dairesi Müdürlüğü ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Konak Vergi Dairesi Müdürlüğü yetkili kılınmıştır. Türkiye'de ikametgâhı bulunmayanların yurt dışında bulunan varlıklarına ilişkin olarak bu vergi dairelerine beyanda bulunmaları ve tahakkuk eden vergileri ödemeleri mümkün olabilecektir. Kanun kapsamında vergi dairelerine beyan edilen varlıklara ilişkin olarak herhangi bir belge istenmeyecek, sadece taşınmazlara ilişkin bilgilerin doğruluğunun kontrol edilmesi amacıyla, söz konusu taşınmazlara yurt dışında sahip olunduğuna ilişkin belgenin ibraz edilmesi yeterli olacaktır. Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince % 2 oranında vergi tarh edilecektir. Bu şekilde hesaplanan vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecektir. Banka veya aracı kurumların, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak Kanunun 3 üncü maddesinin dördüncü fıkra hükmü çerçevesinde, varlıkların bildirim değerleri üzerinden % 2 oranında hesapladıkları vergiyi, Tebliğ Ek-4'te yer alan beyanname ile aylık olarak vergi sorumlusu sıfatıyla bildirimi izleyen ayın onbeşinci günü akşamına kadar kurumlar vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairelerine, 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda vermeleri gerekmektedir. Tahakkuk eden vergiler ise aynı sürede ödenecektir. Türkiye'de sahip olunan varlıklara ilişkin beyan ve verginin ödenmesi Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak 1/10/2008 tarihi itibarıyla yasal defter kayıtlarında işletmelerin özkaynakları arasında yer almayan;
  • - Para, altın, döviz,
  • - Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları,
  • - Taşınmazlar,
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren izleyen üçüncü ayın sonuna (2 Mart 2009 Pazartesi akşamına) kadar Yeni Türk Lirası değeriyle, Ek-5'te yer alan beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairelerine beyan edilebileceği gibi 340 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda da beyan edilebilecektir. Ancak, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler, Ek-5'te yer alan beyannamelerini de 340 ve 346 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda vermek zorundadırlar.Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden vergi dairelerince % 5 oranında vergi tarh edilecektir. Bu şekilde hesaplanan vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecektir. Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları veya vekilleri adına görünen varlıkların durumu Şirketlerin kanuni temsilcileri, ortakları ya da şirket veya şirketin ortakları adına Kanun kapsamına giren varlıkları 1/10/2008 tarihinden önce yetkili kuruluşlarca düzenlenen bir vekalet veya temsil sözleşmesine istinaden değerlendirmeye yetkili olanların, bu tarih itibarıyla sahip oldukları ve yurt dışında bulunan varlıklarının, Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına bildirim ve beyana konu edilerek Türkiye'ye getirilmesi veya Türkiye'deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi ya da Türkiye'de bulunan ancak 1/10/2008 tarihi itibarıyla yasal defter kayıtlarında işletmenin özkaynakları arasında yer almayan varlıklarının Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket adına beyan edilerek süresi içinde sermaye artırımında kullanılması halinde, bu varlıklara ilişkin olarak şirketin Kanun hükümlerinden yararlanabilmesi mümkün olacaktır. Şirket veya şirket ortaklarına ait olduğu halde yukarıda belirtilenler dışındaki kişilerce tasarruf edilen varlıkların Kanun hükümleri çerçevesinde şirket adına bildirim veya beyana konu edilebilmesi ve Kanunun 3 üncü maddesinin beşinci fıkra hükmünden yararlanılabilmesi için bildirim veya beyan dışındaki nedenlerle yapılacak inceleme esnasında söz konusu varlıkların şirket veya şirket ortaklarına ait olduğunun ispat edilmesi gerekmektedir. Varlıkların bildirim ve beyan değeriGerek yurt dışında gerekse Türkiye'de bulunan varlıkların, vergi dairelerine beyan edilmesi ile banka veya aracı kurumlara bildirilmesinde ya da yasal defterlere kaydedilmesinde, bu varlıkların rayiç bedelinin Yeni Türk Lirası karşılığı esas alınacaktır. Rayiç bedel, söz konusu varlıkların sahiplerince bildirim veya beyan tarihi itibarıyla belirlenen alım-satım bedeli olup bu bedelin gerçek durumu yansıtması gerekmektedir. Döviz ve döviz cinsinden varlıklarda T.C. Merkez Bankası döviz alış kuru dikkate alınarak Yeni Türk Lirası karşılığı beyana ve bildirime konu edilecektir.  Değerlendirmeler;             Yukarıda detayları belirtilen yasal düzenleme ile vergi politikasının önemli bir fonksiyonu işlevsel hale getirilmek suretiyle  hem makro bütçe gelirlerinin artırılması hedeflenmiş hem de sahip olunan varlıkların ekonomiye kazandırılması suretiyle işletmelerin güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu fon girişlerinin yaşanan finansal krize  önemli oranda olumlu etkide bulunacağı muhakkaktır. Ancak bu etkinin  daha etkin hızlı ve yeterli büyüklükte olması için beyan usul ve esaslarında kolaylaştırıcı yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği düşünülmektedir. 

   5.  SONUÇ  

 Vergi teorisi açısından yapılan incelemelerde, finansal ürünlerde vergilendirmenin, finansal piyasalar üzerinde çok önemli etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle, finansal ürün hamillerinin bundan dolayı katlandığı vergi yükünün fazlalığı ve bu yükün yansıtılamaması halin de piyasanın olumsuz yönde etkilendiği şeklinde yorumlanabilir. Aksi durum ise piyasanın işlerliğini artırma yönünde olumlu etkiye sahip bulunduğu anlaşılmıştır.  Diğer yandan vergilerin, yatırım tercihlerini ve kaynak dağılımını etkilemekte ancak, güdülen mali ve sosyal amaçlara zaman zaman ters de düşülebilmektedir. Kaynakları etkin bir şekilde dağıtmak, ancak sağlanacak fayda analizi ile mümkün olacaktır.  Piyasaların yönlendirilmesinde,buradan elde edilecek getiriye paralel olarak uygulanacak vergi politikalarının önemli etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği gibi vergi devletin ekonomik hayata müdahalesinin en etkin aracıdır. Devlet uygulayacağı maliye politikaları ile kişilerin yatırımlarını belirli sektörlere kaydırabilmektedir. Finansal piyasaların gelişmesinde de devletin bu fonksiyonu kullandığı ve finansal ürünlerden elde edilen gelirlere çeşitli muafiyet ve istisnalar getirildiği söyleyebiliriz. Keza, kurumların ihtiyaç duydukları fonları finansal piyasalardan tedarik etmelerine ilişkin getirilen kolaylık ve sonucunda krediye göre daha ucuz fon bulunmasını teşvik edici uygulamalar olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dünya'da ve Türkiye'de ekonomik gelişmelere bağlı olarak, finansal piyasaların önemi artmıştır. Finansal sistem içerisinde mevcut finansal kurumların ve finansal ürünlerin yaygınlaşması finansal piyasalar üzerinde çeşitli açılardan etkide bulunmaktadır. Diğer yandan çalışmamızda gerek dünya'da gerekse de Türkiye'de finansal ürünlerin vergi politikası ile desteklendiği görülmektedir. Vergilendirmenin özellikle, finansal piyasaların gelişmesi amacıyla uygulanan vergi istisna ve muafiyetlerinin, elde edilen gelirlere ve gelir elde edenlere göre farklı uygulandığı tespit edilmiştir. Genellikle devlet ve onun yetkili mercilerince piyasaya sunulan borçlanmayı temsil eden finansal ürünler ile şirketler tarafından sunulan sermayeyi temsil eden finansal ürünlerin ya düşük oranda vergilendirildiği ya da vergiden istisna edildiği anlaşılmakta; gelir elde eden açısından ise istisna ve muafiyetlerin daha çok küçük tasarrufların değerlendirilmesi ve piyasa katılımının teşviki amacıyla gerçek kişilere tanındığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Finansal krizler ile mücadelede para ve maliye politikalarının eşzamanlı kullanılması önem taşımaktadır. Bununla birlikte kriz dönemlerinde uygulanması önerilen bazı maliye politikası düzenlemelerinin krizlerle mücadelede etkin olduğu literatürde tartışılmaktadır. Bu önerilerden biri maliye politikası kuralları ile ilgilidir. Buna göre maliye politikası uygulamalarının finansal istikrarı şekilde gerçekleştirilebilmesi için maliye politikasının belirli kurallar ile belirlenmesi önerilmektedir.  Ancak bu tür kuralların başarılı şekilde uygulanabilmesi için gerekli makroekonomik ortamın sağlanması şarttır. Örneğin; bu dönemlerde cari açık çok yüksek olmamalı, özel harcamalar ve kamu harcamaları belli bir seviyede tutulmalı (bütçe açığı düşük olmalı) ve fiyatlarda çok hızlı artışlar oluşmamalıdır. Maliye politikasının finansal krizler ile mücadelede uygulanabilirliği ile ilgili bir başka öneri, vergi politikasına yöneliktir. Buna göre kriz dönemlerinde kısa vadeli sermaye akımlarını azaltma amacıyla iki aşamalı bir Tobin vergisi uygulanabilir. Tobin vergisi her ne kadar uygulanması önerilen ülkelerden sermaye kaçışına yol açma riski taşısa da fayda-maliyet ilişkisi açısından bu politikanın sağlayacağı faydaların yol açacağı maliyetlerden fazla olma ihtimali oldukça yüksektir. Nitekim bu tür bir vergi hem finansal krizi hızlandıran mali oynaklığı azaltıcı şekilde kısa vadeli sermaye akımlarını daraltmakta hem de kamu bütçesine ek bir gelir oluşturarak mali açığın azalmasına yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte böyle bir vergi, kısa vadeli sermaye akımlarının bir kısmının yurt dışına kaçışına yol açabilir ve buna bağlı olarak döviz kurları bir miktar yükselebilir. Bu durum normaldir ancak sorun; sermaye kaçışının boyutlarının artması halinde ortaya çıkar. Bu kaçış, panik halinde yaşanıyorsa ve çok yüksek boyutlarda gerçekleşiyorsa finansal kriz derinleşebilir. Bu nedenle uygulanacak vergi ve diğer mali önlemlerin en uygun zamanda ve aşırı tepki çekmeyecek kadar düşük düzeyde gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır.   YARARLANILAN KAYNAKLAR 


 (*)  Marmara Ün4ersitesi BSE ve BSYO, Sigortacılık ve Sermaye Piyasası  Bölümü,YMM   
[2]  22.11.2008 tarih ve 27062 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştı.r
[3] Evan TANNER, “Fiscal Rules and Countercyclical Policy: Frank Ramsey Meets Gram- Rudman-Hollings”, IMF Working Paper, No.220  

[4] Elde edilen karın dağıtılmadığı ve işletmede kar yedeği olarak bırakıldığı varsayılmıştır.



[1] Cullis, John - Jones, Philip, Public Finance and Public Choice, Analytical Perspect4es, London 1992, s. 181-182. [2] Turhan, Salih, Vergi Teorisi ve Politikası, 5.Bası, İstanbul 1993, s.28, 97-102.[3]  Nadaroğlu, Halil, Kamu Maliyesi Teorisi, 9.Bası, Beta Yayın, İstanbul 1996. , s.6-7. [4]  Musgrave, A. Richard, (Çev.:Şener, Orhan), Kamu Maliyesi Teorisi, İstanbul 1987, s.71-76. [5] Kalecki, M., A., Theory of Commodity, Income and Capital Taxation, September 1987, s. 440-450. [6] Akgüç, Öztin, Finansal Yönetim, 9. Bası, İstanbul, Kasım 1994, s.439-440. [7] Gönenli, Atilla, İşletmelerde Finansal Yönetim, 6. Bası, İstanbul 1988, s.374-378. [8] Taylor, E., Debt/Eguity and Other Tax Distinctions:How Far Can We Go?, 62 TAXES 848-58, 1984. [9]  Bittker,B.- Eustice, C., Federal Income taxation of Corporations and Shareholders, 5th ed. 1987, s.27.[10]  Brealey, Richard A - Myers, Steward C., Pirinciples of Corporate Finance, 4th ed., New York1991 , s.104-106. [11]  Internal Revenue  Code  § 354 (a) (2), 1985. [12]  http://www.gelirler.gov.tr  
 
  Dr. Atilla UYANIK Marmara Ün4ersitesi, BSE ve BSYO, Bankacılık ve Sigortacılık  Bölümü, Göztepe Kampüsü 81040 Göztepe / İSTANBUL Tel: 0212 2134122 – 0532 3237902 Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 Dr. Atilla UYANIK has Ph.D. of  Banking at Marmara Un4ersity Banking and Insurance Institute. He is CPA and  lecturer of Tax Law,  Audit and Analysis of Financial Statements at Marmara Un4ersity. His research areas are tax, audit, accounting, banking and insurance.
 
    
Son Güncelleme: Salı, 01 Eylül 2009 17:57