x

Atilla UYANIK Resim Galerisi

Anketler

Sayfamıza Nasıl Ulaştınız
 
YURT DIŞI REKLAMASYON GİDERLERİNİN BELGELENDİRİLMESİ VE GİDER OLARAK KABULÜ PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 13 Temmuz 2009 23:45
Dr. Atilla UYANIK
YMM

YURT DIŞI REKLAMASYON GİDERLERİNİN BELGELENDİRİLMESİ VE GİDER OLARAK KABULÜ

I- GİRİŞ :

Sürekli gelişen globalleşme süreci içerisinde, ülkeler arasındaki ticari işlemler artmakla birlikte bir kısım sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu hususlardan birisi de dış satımda bulunan işletmelerin, satışın gerçekleştirilmesine müteakip yurt dışındaki alıcı firma tarafından genellikle mal kalitesine ve diğer faktörlere bağlı olarak satış bedeli üzerinden bir kısım kesintilerde bulunulmaktadır. Söz konusu kesintilerin kabul edilip edilmeyeceği hususu ise taraflar arasındaki anlaşmaya ve ticari teamüllere göre belirlenebilmektedir.

Belirtilen hususlar dahilinde reklamasyon kavramını, satılan malın istenilen kalitede olmaması, eksik ve bozuk (ayıplı olması), mal cinsinde hata olması ya da pazarda oluşan daralma neticesi fiyatlar genel seviyelerindeki düşmeler neticesi (satış iskontosu olarak ta ifade edilebilir ) gibi durumlarda yurt dışında bulunan alıcı nezdinde oluşan maddi kaybın telafisine yönelik olarak, bu firma tarafından belirlenen tutarın dış satımda bulunan (ihracatçı) şirkete yansıtılmasından ibaret olarak belirtebiliriz.

Ancak uygulamada reklamasyon ile ilgili sorun, belgeleme ve kanunen kabul edilebilir gider olarak kayıtlara intikal edilip edilmeyeceğidir. Aşağıda söz konusu husus her iki yönüyle detaylı olarak incelenmeğe çalışılacaktır.


II- REKLAMASYONUN BELGELENDİRİLMESİ VE GİDER OLARAK KABULÜ

A- BELGELENDİRME KAVRAMI

Vergi Usul Kanununun kayıt nizamına ilişkin 215 inci maddesinde, bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulmasının mecburi olacağı belirtilmiş, 227 nci maddesinde de "Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir." hükmü yer almıştır. Söz konusu kayıtların ise aynı Kanunun 229 uncu ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerden (fatura, gider makbuzu, serbest meslek makbuzu vb.) herhangi biri ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla Türk vergi mevzuatına göre her hangi bir belgenin geçerli bir belge olarak mütelea edilebilmesi için o belgenin yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun olarak tanzim edilmiş bir belge olması sonucunu doğurmaktadır.

Diğer taraftan yurt dışı işlemlerde mal ya da hizmet karşılığı olarak alınan belgelerin doğal olarak ilgili ülke mevzuatına göre düzenlenen ve kabul gören bir belge olması muhakkak olup, bunların başkaca bir işleme tabi tutulmaması gerekmektedir.
Konu ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan tebliğde de [1] “yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri, yurt dışındaki temsilciliklerimizde veya yurt içindeki noterlerde Türkçe'ye tercüme ve tasdik ettirdikten sonra defterlerine gider olarak kaydedebilmekte iken, Maliye Bakanlığına yapılan başvurulardan, bu işlemlerin yurt dışı temsilciliklerimizdeki iş yığılmalarına neden olduğu, mükellefler bakımından da ağır külfetler getirdiğinin anlaşılması üzerine, Vergi Usul Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığa verdiği yetkiye dayanılarak, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında alınan belgelerin, yurt dışındaki temsilciliklerimizde veya yurt içinde noterlerde Türkçe'ye tercüme ve tasdik edilme zorunluluğunun kaldırıldığı” belirtilmiştir.

Dolayısıyla burada dikkate alınması gerekli iki husus bulunmaktadır. Bu da dış satımda bulunulan firmanın bu kavram içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Her ne kadar bu firmalara istisnai durumlar hariç bir iş ya da hizmet yaptırılmamakta olup, bunlar müşteri durumundaki kişiler ise de, bize göre burada adı geçen “yurt dışında mukim kişi veya kuruluş” ifadesi içerisine ihracata konu malların alıcısı konumundaki kişi ve kuruluşların da dahil edilmesi mümkündür. Zira VUK’ nun 3’ üncü maddesinde belirtilen ve “vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır” hükmü çerçevesinde, taraflar arasında yapılmış bir sözleşme ya da diğer her türlü yazışma vb. delil ile kanıtlanabilir bir iş ilişkisinin bulunması halinde, buna dayalı olarak tanzim edilen ve yurt dışında mukim kişi tarafından, ihracatçı firmadan kesilen reklamasyon tutarını gösterir belgenin muteber bir belge olarak kabulü uygun olacaktır.

Ayrıca taraflar arasındaki ticari işlemler genellikle süreklilik arz ettiğinden dolayı alınan belgenin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı pek çok şekilde tespit edilebilecektir. Bunlar yukarıda belirtilen her türlü delil olabileceği gibi, yurt dışında mukim firmanın muhasebesinden sorumlu olan meslek mensubu tarafından teyit edilmesini de uygulanabilirliliği olan bir yol olarak belirtebiliriz.


B- GİDER OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ


Gerek KVK’ nun 14-15 gerekse de GVK’ nun 40 ve 41’ inci maddelerinde kurumlar ve gelir vergisi mükellefleri tarafından safi kazancın tespiti sırasında indirilecek ve indirilemeyecek giderler ayrı ayrı sayılmıştır. Ayrıca KVK’ nun 13’ üncü maddesinde “Sâfi Kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Dolayısıyla safi kazancın tespit edilmesi için kabul edilen indirimleri düzenleyen GVK’ nun 40’ ıncı maddesinin konu ile ilgili olarak değerlendirilebilecek nitelikte olan 1’ inci fıkrasında “Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler” ile 3’ üncü fıkrasında “İşle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilâma veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar”; yer almaktadır.


Yukarıda da belirtildiği gibi reklamasyon hususu hem ticari kazancın elde edilmesi için vazgeçilmez bir gider hem de bir sözleşmeye dayalı zarar ve tazminat niteliğine haiz bulunmaktadır. Bu özelliği itibariyle dış satımdan kaynaklanan ve fiili bir olaya münhasır olarak belgelendirilebilir nitelikteki reklamasyonların gider olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ancak yapılacak değerlendirmede göz önünde tutulacak birkaç önemli husus olduğu düşünülmektedir. Bunlar;

Ø Gider kaydına konu reklamasyon tutarının yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip olması,

Ø Her ne kadar bir oran ve ya tutar sınırlaması olmasa da dönemler itibariyle hesaplanan reklamasyonun tutarlılık sergilemesi ve bunların olayın gerçek mahiyetine uygun olup olmadığının uygulanacak denetim teknikleri ile tespiti yoluna gidilmesi,

Ø Reklamasyon karşılığı alınan belgelerin yurt dışındaki temsilciliklerimize, ilgili ülke ticaret odasına, notere onaylattırılması ya da yurt dışında mukim firmanın muhasebesinden sorumlu meslek mensubuna teyit ettirilmesi ve belgelerin kayıtlı olduğu ilgili yasal defter kayıtlarının alınması, [2]

olarak belirtilebilinir.




III- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ


Belirtildiği gibi reklamasyon hususu bir gider veya indirim kalemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum olayın mahiyetine göre değişiklik arz edebilmektedir. Örneğin yurt içi alım-satımlarda istenen özelliklere uygun olmadığı için ya da pazar payının azaldığı için taraflar arasındaki mutabakat sonucu kolaylıkla iade olunabilecek bir mal, yurt dışı alım-satımlarda hiç de kolay olmamaktadır. Zira katlanılacak nakliye ve diğer masraflar çoğunlukla iade edilecek malın değerini dahi aşabilmektedir. Bu durumda dış satımda bulunan firma belirtilen imkansızlıklar neticesi zarara uğrayabilmektedir.

Dolayısıyla bu yönü esas alınarak yurt dışındaki firma tarafından bedeli ödenmeyen ya da eksik ödenen mal bedelleri bir satış iadesi ya da satış iskontosu mahiyetinde olabileceği gibi, mal kalitesindeki bozukluk, mal eksikliği, mal cinsindeki farklılık gibi olumsuzluklar neticesi kesinti yapılan tutar da zarar tazmini şeklinde bir reklamasyon giderini ifade edebilmektedir. Bazen de yurt dışındaki firmanın sebep göstermeksizin ihracat bedelinin bir kısmını ödememesi söz konusu olabilir ki bunu da

şüpheli alacak olarak varsayıp karşılık gideri olarak dikkate almak mümkün olabilmektedir.[3]

Her ne şekilde olursa olsun olayın gerçek mahiyetine uygun nitelikteki reklamasyonların yukarıda zikredilen türde belgeler ile tevsik edilmesi halinde satış indirimi ya da gider olarak dikkate alınmasının, gerek belirtilen yasal düzenlemeler gerekse de ihracatın teşvikine ve ihracatçının korunmasına yönelik ekonomik nedenlerle zorunluluk teşkil ettiği ve bu konuda daha fazla kısıtlamaya gidilmemesinin gerektiği düşünülmektedir.








[1] 253 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, , 22.01.1997 tarih ve 22885 sayılı R.G.’ de yayınlanmıştır.


[2] Yukarıda da belirtildiği gibi reklamasyon karşılığı alınan belgeler ile ilgili bu şartların bir zorunluluk olmadığı, amaç bu belgelerin muteber olmasının sağlanması ve muhtemel ihtilafların ve muvazaalı hususların engellenmesine yönelik olup, olay neticesi fiili olarak yapılan reklamasyon kesintilerinin yurt dışındaki firma tarafından tanzim edilen ve ilgili ülke mevzuatına uygun belge ile tevsik edilmesinin de tek başına yeterli olabileceği düşünülmektedir.
[3] Şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceğine yönelik İstanbul Defterdarlığının 2.7.1992 tarihli ve 1418 sayılı muktezası bulunmaktadır. Ancak bu durumda VUK’ nun karşılık ayrılmasına ilişkin hükümlerinin zorluğu ve bazen de imkansızlığı nedeniyle bu şekilde bir değerlendirmenin uygulama alanının olamayacağı düşünülmektedir. Bu gibi durumlarda yukarıda belirtilen belgelendirme kavramı dahilinde işlem yapılması daha uygulanabilir ve doğru bir yol olacaktır.
Son Güncelleme: Çarşamba, 25 Kasım 2009 01:16